Atatürk'ün Sansürlenen Mektubu

'M.Kemal Atatürk ve Cumhuriyetimiz' forumunda Yüsra tarafından 26 Eki 2017 tarihinde açılan konu

Konu etiketleri:
  1. Yüsra

    Yüsra Papatyalı Hatun Papatyalı Hatun

    Katılım:
    29 Eyl 2017
    Mesaj:
    1,521
    Alınan Beğeniler:
    89
    Ödül Puanları:
    48
    Cinsiyet:
    Kadın
    Meslek:
    Photoshop
    Şehir:
    İzmir
    Web Sitesi:
    Atatürk'ün sansürlenen mektubu
    Mustafa Kemal'in yazdığı ve Peyami Safa'nın sansürleyerek yayınladığı mektupların özgün halleri Derin Tarih'in Kasım sayısında yer aldı. Corrinne Lütfi'ye gönderdiği mektupta Atatürk, askerlerinin "cennette huriler karşılayacağı için" şehitliğe olan inançlarına vurgu yaparken kendisinde böyle bir duygu olmadığını belirtiyor. Atatürk'ün, Peygamber Efendimiz ile ilgili yorumu da dikkat çekiyor.

    Atatürk'ün sansürlenen mektubu


    Albay Mustafa Kemal'in Maydos'tan İstanbul'daki Corrinne Lütfi'ye yazdığı özel mektupların sansürlendiği ve yer yer tahrife uğradığı ortaya çıktı. Hacettepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü Eski Öğretim Üyesi Yesevizâze Alparslan Yasa'nın Derin Tarih'te ele aldığı mektuplar, Mustafa Kemal'in fikir ve inanç dünyasına dair kuvvetli ipuçları veriliyor.
    Peyami Safa'nın 1965 yılında sansürleyerek yayınladığı mektupta Mustafa Kemal, askerlerinin şehitliğe olan inancını överken, "Benim adamlarım şehâdet peşinde koşmakla hiç de aptallık etmiyorlar! Peygamber ne kadar akıllıymış! Nasıl da erkeklerin hakîkî ihtirâslarının farkındaymış! Ben şahsen, bu mü'minlerle aynı hasletlere sâhib olmak gibi bir kabiliyetten maatteessüf mahrûm bulunuyorum..." satırları dikkat çekiyor.

    Derin Darih'in Kasım ayı sayısında sansürsüz olarak yayınlanan mektuptan bir bölüm şöyle:

    '..Burada hayat hiç de öyle sâkin geçmiyor; gece gündüz başımızın üstünde durmadan şarapneller ve muhtelif topların daha başka mermileri patlıyor; bir taraftan mermiler vızıldarken, diğer taraftan bombaların gürültüsü topların gürültüsüne karışıyor... Hakikaten bir cehennem hayatı yaşıyoruz!

    Neyse ki askerlerim hem cesurlar, hem de düşmandan çok daha mütehammiller! Zâten kalblerindeki inanç da, ekseriyâ ölmeyi gerektiren emirlerimin îfâsını fazlasıyle kolaylaştırıyor. Çünki onlara göre ancak iki semâvî netîce olabilir: Ya gazî, yani muzaffer, ya da şehîd olmak!

    Bu sonuncusunun ne mânâya geldiğini bilir misiniz? Dosdoğru Cennete gitmek! Ki orada, hûrîler, yâni Allâh'ın yarattığı bu en güzel kadınlar, onları ağırlayacak ve ebediyen onların emrine âmâde olacaklar! İşte size en yüce saâdet!

    Görüyorsunuz ya, Hanımefendi, benim adamlarım şehâdet peşinde koşmakla hiç de aptallık etmiyorlar!

    Peygamber ne kadar akıllıymış! Nasıl da erkeklerin hakîkî ihtirâslarının farkındaymış!

    Ben şahsen, bu mü'minlerle aynı hasletlere sâhib olmak gibi bir kabiliyetten maatteessüf mahrûm bulunuyorum; bununla berâber onların inançlarını tasdîk etmekten de hiç hâlî kalmıyorum...'
     

Bu Sayfayı Paylaş